Sürekli oyalanan sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmemesini protesto etmek ve sözleşmelilere verilen sözleri hatırlatmak için, kadrolu öğretmenlik dışındaki öğretmen istihdamına son verilmesi için, atama bekleyen öğretmen adayları için, kuralsız ve güvencesiz çalıştırılmaya “hayır” demek için, yapılan mitingte
Sayın Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU, bir söz verdi, “Ben sözleşmeli öğretmen alınmasına karşıyım, artık sözleşmeli öğretmen almayacağım, Mevcut sözleşmeli öğretmenleri kadrolu yapacağım.” Dedi. Sayın Çubukçu bu sözü tutacağını bugünlerde, sık sık tekrar etmeye başladı, sizlerin tepkileri ve 13 Mart Mitingimizin duyulması bu sözlerin tekrarlanmasında etkili olmuştur. Bu söz tekrarlanmıştır ama ortada bir takvim yoktur, yani “ben bu işi şu tarihe kadar bitireceğim” diyememiş ve Maliye Bakanlığının çalışmalarının devam ettiğini söylemekle yetinmiştir. Bu nasıl bir çalışmadır ki, dokuz ayda sonuçlanmamıştır! Bir Milli Eğitim Bakanının verdiği söz bu kadar ucuz mudur? Anlaşılan o dur ki, Sayın Nimet ÇUBUKÇU, Sayın Başbakan ve kendi partisi tarafından da desteklenmemekte, verdiği ve tutulamayan bu sözle baş başa bırakılmaktadır.
Sayın Nimet ÇUBUKÇU’yu Milli Eğitim Bakanı olarak atayan, Sayın Başbakandır, o halde kendi atadığı bir bakanın verdiği söz Sayın Başbakanın da sözüdür. Bu söz ortada kalmamalı, ya tutamayacağı bu sözü veren Nimet ÇUBUKÇU görevden alınmalı ya da bu söz tutulmalıdır. Aksi takdirde sözüne güvenilmez bir kişinin, bundan sonra ki süreçte vereceği sözlere de, yapacağı işlere de eğitim çalışanları güven duymayacaktır.
Sayın Çubukçu’ya Türk Eğitim-Sen olarak sözleşmeli öğretmenler adına şunu söylüyoruz, SÖZÜNÜZÜN TUTULMASI KONUSUNDA KENDİ BAŞBAKANINIZDAN, KENDİ PARTİNİZDEN DESTEK GÖRMÜYORSANIZ, O MAKAMDA BİR DAKİKA BİLE OTURMAYINIZ. O makamda şeklen oturmanın, biliniz ki, ne size ne de Türk Milli Eğitimine bir faydası olmayacaktır. O halde, ya sözünüzü tutun ya da derhal istifa edin. Hem kendinizi hem de eğitim çalışanlarını etkisiz ve yetkisiz bir bakanlık anlayışından kurtarmış olursunuz.
Türk Eğitim -Sen sözleşmeli öğretmenlerimiz adına, her hangi bir şarta bağlı kalmaksızın kadro istemektedir. Öğretmen odalarında öğretmenler bölük pörçük edilmiştir. Farklı istihdam, farklı hukuk normlarına tabi tutulan öğretmenlerin artık sevinci de, üzüntüsü de aynı değildir. Bu ayıp bu hükümetin ayıbıdır ve Sayın Başbakan, kendisini ve partisini bu ayıptan bir an önce kurtarmak zorundadır. Sadece Milli Eğitim Bakanlığında değil, üniversitelerde, diğer kurumlarda 4/B li olarak hakları kısıtlanan tüm çalışanların artık kadrolu yapılmasının zamanı gelmiştir. Bu çağ dışı istihdam modeline derhal son verilmelidir.
Kısmi zamanlı olarak çalıştırılan 4/C’li çalışanlar açısından durum daha vahimdir. Bu anlayışı hâkim kılanlar bir insanlık suçu işlemektedir. Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş 4/C’liler gelişen insan haklarının, gelişen hukukun tamamen dışına itilmiş, yıllar boyunca kazandığı özlük hakları bir çırpıda ellerinden alınmıştır. İş güvencesi hiç olmayan, ekonomik soykırıma tabi tutulan 4/C lilerin hasta olması bile neredeyse yasaklanmış durumdadır. Böyle bir anlayış ve istihdam modeli; gelişmiş, aklı başında hiçbir ülkede yoktur. 4/C’lilerin aynı hukuksuz anlayışla çalıştırılmaya devam edilmesi, ülkemiz ve siyasi iktidar yönünden bir kara lekedir ve insanlık suçudur. Bir devletin, aynı işi yapan insanlara farklı uygulamalar yapması, birisini öz evlat diğerini üvey evlat gibi görmesi kabul edilecek bir davranış değildir.
4/B’li, 4/C’li olarak çalışanlar ciddi problemlerle yaşarken, diğer çalışanlarımızın da bir eli yağda bir eli balda değildir. Ekonomik küçülmeden her zaman nasibini alan, öğretmenlerimiz, hizmetlilerimiz, memurlarımız, üniversite ve Yurt Kur çalışanlarımız ekonomik büyümelerden bugüne kadar nasibini alamamıştır. Küresel ekonomik krizin tüm faturası dar ve sabit gelirlilere kesilirken, ülke nüfusunun yüzde 1’ini bile oluşturmayan rant kesimi, biz küçülürken büyümeye devam etmektedir. Devlet memurlarına yüzde 2,5 zammı reva görenler, bizlere 3,1 milyar TL’yi nazla verirken, bu mutlu azınlığa 54,3 milyar kaynak bulmaktadır.
Kamu çalışanları sadece ekonomik haklar yönünden kısıtlanmış değildir, öğretmenlerimizin atama ve yer değiştirmeleri problemdir, görevde yükselmeleri problemdir. Hizmetli, memur ve teknisyenlerimizin görev tanımları, atamaları ve yer değiştirmeleri ile ilgili bir yönetmelikleri bile yoktur. Anayasa’da angarya yasaklanmışken, bu çalışanlarımız her türlü angarya işi yapmak zorunda bırakılmaktadır. Şeflerimiz, şube müdürleri ve ilköğretim müfettişlerimiz anlaşılmaz bir şekilde ek ödeme dışında tutulmuş, farklı ek ders uygulamaları sebebiyle MEB bünyesinde hiyerarşik yapının bozulmasına göz yumulmuştur. Çalışma barışı ve ahengi alt üst edilmiştir.
Miting, konser ve halk oyunları gösterisiyle sona erdi.
REsimleri görmek için tıklayınız……..
Son Yorumlar